Didim Defne - Defne Kadını Efsanesi
Defne

Defne


İşte bize ismini veren defne çiçeğinin efsanesi.

Didim Defne çiçekçilik Organizasyon Peyzaj Ltd. Şti.

Defne Kadını Efsanesi

Bir adı da "çağlayanlar" olan Antakya'nın sayfiyesi Harbiye'deyim. Roma dönemindeki adıyla Defne'de. Defne'yi bilirsiniz. Bir zamanlar su perilerinin en güzeli, en alımlısı, kuşkusuz en safıydı. Güneş tanrısı Apollon onu görüp de peşine düşmeseydi, babası Zeus'a özenip bu çekici kadına sahip olmak istemeseydi, Defne hep böyle beyaz, endamlı, suda açan bir nilüfer kadar temiz kalacaktı.

Ne var ki, boş zamanlarında (yani hasat kalkıp sürüler ağıla döndükten sonra) kendini kitarasının eşliğinde niksar içmeye veren Apollon ilk görüşte sevdalandı Defne'ye. Bugün Asi adıyla anılan Orontos Irmağı'nın kıyısında peşine düştü. Artık bir satirden farkı kalmamıştı tanrının. Defne kaçtı, o kovaladı. Kovaladıkça şehvet duyguları kabardı.

Arzunun tutsağı olmuştu anlayacağınız. Gözü Defne'nin endamlı gövdesinden başka bir şey görmüyordu. Sık ormanlardan, güneşte göveren yemyeşil çayırlardan, toprak ananın bu yörede insanoğluna bağışladığı meyve bahçelerinden geçtiler. Sonunda Defne yoruldu, tam burada, Orontos'un kabarıp taştığı bu kayalık tepede teslim oldu Apollon'a. Ama son bir çabayla "Toprak ana", diye yalvardı, "ört beni, sakla beni, beni koru!"

Güzel perinin yalvarmalarına dayanamayan toprak ana bir ağaca dönüştürdü onu. Apollon'un hevesi kursağında kalmış, Defne'nin gövdesi odunlaşarak bir ağaca dönüşmüş, göğüsleri kabuk tutmuş, saçları yaprak olup rüzgarda hışırdamaya başlamıştı. Kolları da dal biçiminde uzamıştı, körpe ayakları kök olup toprağın derinliklerine daldıkça.

Bir tek gözyaşları hâlâ güzel bir peri, çekici bir kadın olduğunun kanıtıydı. Onlar da zamanla şelaleye dönüştüler, çağlayarak akıp kentin ortasından geçen ırmağa karıştılar.